

Yıllık
komitesinden gelip de, Hocam, iktisat bölümü için kısa bir yazı yazar
mısınız? diye sorduklarında, ne yalan söyleyeyim, Evet, yazarım cümlesini
bir çırpıda kurmak isterdim. Ne yazık ki, o anda bu cümleyi kurmaktan aciz
kaldım. Çünkü, komitedeki arkadaşınız bu soruyu yönelttiğinde, ben aslında
odamda oturup onu dinliyor gibi görünsem de, gerçekte 1991 yılında, Trabzonda,
aynı soruyu hocalarımıza sorarken çektiklerimizi düşünüyordum. Yani ben o anda,
yaklaşık olarak 10 sene öncesinde ve buradan yaklaşık 500 km uzaklıkta bir
yerlerde idim. Sonra, birden aklıma, Madem öyle, ben de o tarihlerde yazmış
olduğum bir yazıyı veririm diye aklımdan geçirdim ve komiteden gelen
arkadaşınıza Tamam, olur dedim. Evet, bu güzel bir fikirdi. Okulu yeni
bitirdiğim aylarda yazmış olduğum bir yazı, amaca tam anlamıyla uygun
düşebilirdi. Böylece, hem öğrencilerimle ortak bir paydada buluşmuş olurduk,
hem de öğrencilerim, biz öğrenciyken yaşadığımız duygularla şu anda
kendilerinin yaşamakta oldukları duyguları karşılaştırma fırsatına sahip
olurlardı. Vakit kaybetmeden eski defterlerimi karıştırmaya başladım, ve çok
ilginç bir yazı buldum. İşte yeni mezun arkadaşlarla, fakülteden yeni mezun
olduğum bir dönemde yazmış olduğum bu yazıyı paylaşmak istiyorum.
Ekonomi tahsiline
başladığımız ilk yıllarda, bize öğretilen temel kavram ve fikirleri, belki de
konuyu tam anlamıyla bilmiyor olmamızın etkisiyle, direkt olarak alıp hiçbir
yoruma maruz bırakmadan belleğimize yerleştirirdik. Artık klasikler arasına
girmiş bulunan bir-kaç kitap ile hocalarımızın bize anlattığı derslerden ibaret
olan ekonomi dünyamız, gayet açıktır ki, sadece öğrenmek durumunda bulunduğumuz
bir dersten gayri anlam ifade etmemekteydi. Düşünmeyi gerektirmeyen basma-kalıp
konular bir tarafa, düşünmemiz gereken görece konularda dahi fikir dünyamızın
derslerde verilen örneklerden ibaret olması, bizim eksikliğimiz miydi yoksa
içerisinde bulunduğumuz eğitim sisteminin dar çerçevesi mi bunu gerektiriyordu
bilemiyorum. Ancak şurası bir gerçektir ki, okulundan yeni mezun olmuş çömez
bir ekonomist, atılmış olduğu ortam ile işin sadece teorik taraflarının
anlatılıp uygulama şöyle dursun yorum yapmanın bile tabu olduğu bir ortamı
yani mezun olduğu fakülteyi karşılaştırdığı zaman, batılı meslektaşlarından ne
kadar geride olduğunu fark ediyor. Mart 1992, Eğirdir.
Şu anda sizler de böyle mi düşünüyorsunuz bilemiyorum.
Ama ben okulu bitirdiğim dönemlerde aynen böyle düşünüyordum. Gerçi, geçen
zamanla birlikte, benim düşüncelerim de değişime uğradı ve dünyaya daha farklı
bir açıdan bakmaya başladım. En azından şöyle bir dönüşüm gerçekleşti: O
tarihlerde, batılı meslektaşlarımın benden daha önde olmasını bana verilen
eğitimin yetersizliğine bağlarken, şu anda, batılı meslektaşlarımın benden önde
olmalarının en önemli nedeninin benden daha hırslı olmaları ve benden daha
fazla çalışmaları olduğuna inanıyorum. Okulda okuduğum yıllarda, ben de onlar
gibi bir şeyler öğrenmek ve kişisel gelişimimi sağlamak için mücadele etmiş
olsaydım, şu anda onlara yetişmek için verdiğim mücadelede bir adım daha
avantajlı olacaktım. Okulda bize bir şeyler vermediler diye isyan etmek
yerine, Okul vermiyorsa, ben alırım demiş olsaydım, şu anda çok daha iyi bir
yerde olurdum.
Umarım sizler benim düştüğüm hataya düşmezsiniz...
Sevgilerimle...
Mayıs 2002, Ünye.
Yrd. Doç. Dr. Yakup KÜÇÜKKALE