www.yakupkucukkale.com

YAKUP KÜÇÜKKALE

 

     Yıllık komitesinden gelip de, “Hocam, iktisat bölümü için kısa bir yazı yazar mısınız?” diye sorduklarında, ne yalan söyleyeyim, “Evet, yazarım” cümlesini bir çırpıda kurmak isterdim. Ne yazık ki, o anda bu cümleyi kurmaktan aciz kaldım. Çünkü, komitedeki arkadaşınız bu soruyu yönelttiğinde, ben aslında odamda oturup onu dinliyor gibi görünsem de, gerçekte 1991 yılında, Trabzon’da, aynı soruyu hocalarımıza sorarken çektiklerimizi düşünüyordum. Yani ben o anda, yaklaşık olarak 10 sene öncesinde ve buradan yaklaşık 500 km uzaklıkta bir yerlerde idim. Sonra, birden aklıma, “Madem öyle, ben de o tarihlerde yazmış olduğum bir yazıyı veririm” diye aklımdan geçirdim ve komiteden gelen arkadaşınıza “Tamam, olur” dedim. Evet, bu güzel bir fikirdi. Okulu yeni bitirdiğim aylarda yazmış olduğum bir yazı, amaca tam anlamıyla uygun düşebilirdi. Böylece, hem öğrencilerimle ortak bir paydada buluşmuş olurduk, hem de öğrencilerim, biz öğrenciyken yaşadığımız duygularla şu anda kendilerinin yaşamakta oldukları duyguları karşılaştırma fırsatına sahip olurlardı. Vakit kaybetmeden eski defterlerimi karıştırmaya başladım, ve çok ilginç bir yazı buldum. İşte yeni mezun arkadaşlarla, fakülteden yeni mezun olduğum bir dönemde yazmış olduğum bu yazıyı paylaşmak istiyorum.

 

“Ekonomi tahsiline başladığımız ilk yıllarda, bize öğretilen temel kavram ve fikirleri, belki de konuyu tam anlamıyla bilmiyor olmamızın etkisiyle, direkt olarak alıp hiçbir yoruma maruz bırakmadan belleğimize yerleştirirdik. Artık klasikler arasına girmiş bulunan bir-kaç kitap ile hocalarımızın bize anlattığı derslerden ibaret olan ekonomi dünyamız, gayet açıktır ki, sadece öğrenmek durumunda bulunduğumuz bir dersten gayri anlam ifade etmemekteydi. Düşünmeyi gerektirmeyen basma-kalıp konular bir tarafa, düşünmemiz gereken görece konularda dahi fikir dünyamızın derslerde verilen örneklerden ibaret olması, bizim eksikliğimiz miydi yoksa içerisinde bulunduğumuz eğitim sisteminin dar çerçevesi mi bunu gerektiriyordu bilemiyorum. Ancak şurası bir gerçektir ki, okulundan yeni mezun olmuş çömez bir ekonomist, atılmış olduğu ortam ile işin sadece teorik taraflarının anlatılıp –uygulama şöyle dursun– yorum yapmanın bile tabu olduğu bir ortamı yani mezun olduğu fakülteyi karşılaştırdığı zaman, batılı meslektaşlarından ne kadar geride olduğunu fark ediyor.” Mart 1992, Eğirdir.

 

Şu anda sizler de böyle mi düşünüyorsunuz bilemiyorum. Ama ben okulu bitirdiğim dönemlerde aynen böyle düşünüyordum. Gerçi, geçen zamanla birlikte, benim düşüncelerim de değişime uğradı ve dünyaya daha farklı bir açıdan bakmaya başladım. En azından şöyle bir dönüşüm gerçekleşti: O tarihlerde, batılı meslektaşlarımın benden daha önde olmasını bana verilen eğitimin yetersizliğine bağlarken, şu anda, batılı meslektaşlarımın benden önde olmalarının en önemli nedeninin benden daha hırslı olmaları ve benden daha fazla çalışmaları olduğuna inanıyorum. Okulda okuduğum yıllarda, ben de onlar gibi bir şeyler öğrenmek ve kişisel gelişimimi sağlamak için mücadele etmiş olsaydım, şu anda onlara yetişmek için verdiğim mücadelede bir adım daha avantajlı olacaktım. “Okulda bize bir şeyler vermediler” diye isyan etmek yerine, “Okul vermiyorsa, ben alırım” demiş olsaydım, şu anda çok daha iyi bir yerde olurdum.

Umarım sizler benim düştüğüm hataya düşmezsiniz... Sevgilerimle...

Mayıs 2002, Ünye.

Yrd. Doç. Dr. Yakup KÜÇÜKKALE